Yazılar Yorumlar

Hadis | Ayet | Dua | » Hadis, İlmihal, İslami Sorular ve Cevaplar, Kıssalar, Sohbetler » Kurban İbadeti

Kurban İbadeti

KURBAN İBADETİ

Yaklaşmak, Allah’a yakın olmaya vesile olan şey anlamına gelen “kurban” kelimesi, dini terim olarak, Allah rızasını kazanmak amacı ve ibadet niyetiyle belirli vakitte, belirli nitelikleri taşıyan hayvanı usulünce kesmek demektir.
Yüce dinimiz insanı yaratıcısına yakınlaştırmak, O’na ulaştırmak veya Allah ile kulu arasındaki bağı sağlamlaştırmak ve benzeri maksatlarla çeşitli ibadetleri meşru kılmıştır ki, namaz, oruç, hac, zekat ve kurban ibadeti de bunlardan bazılarıdır.
Bir ibadet olarak kurban insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlık tarihi boyunca hemen bütün ilahi dinlerde kurban kesmek, insanı Allah’a manen yaklaştıran bir ibadet sayılmıştır. Kur’ân’ı-Kerim’de Hz. Ademin iki oğlunun Allah’a kurban takdim ettiklerinden haber verilmesi (Maide 5/27), bunun yanında bir başka ayette ilahi dinlerin hepsinde kurban hükmünün varlığına işaret edilmesi (Hac, 22/34), hayli değişikliğe uğramış şekliyle de olsa kurbandan Yahudilik ve Hıristiyanlıkta da söz edilmesi bu ibadetin ne kadar eskilere dayandığını göstermektedir.
SÖZLÜK ANLAMIYLA KURBAN
Allah’a yaklaşma ve yaklaştıran şey anlamıyla kurban kelimesi, Adem (a.s.)ın çocuklarına atıf yapan şu âyette dile getirilmektedir:
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ ابْنَىْ ادَمَ بِالْحَقِّ اِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ اَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْاخَرِ
“(Ey Muhammed) Onlara Ademin iki oğlu ile ilgili haberi hakkıyla oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti (Maide, 5/27).
Ayet-i kerime, Allah’a yaklaşmak maksadıyla O’na kurban ibadetinin insanlıkla birlikte başladığına işaret etmektedir. Adem’in iki oğlu Habil ve Kabil’dir. O günün uygulaması gereği Kabil, bir miktar değersiz ekin, Habil ise en iyi bir koç kurban olarak Allah’a sunmuşlardır. Allah, Kabil’in kurbanını kabul etmiş, Habil’in kurbanını ise kabul etmemiştir.
“Kurban” kelimesinin anlamı; Allah’a yakın olmaktır. Ayette geçen “kurban” kelimesi bu anlamda kullanılmıştır. Bu âyette geçen “kurban” bizim kurban bayramında kestiğimiz ve Arapça’da “udhiyye” olarak ifade edilen kurban anlamında değildir.
“وَلِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللّهِ عَلى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهيمَةِ الْاَنْعَامِ…”
“Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık…” ( Hac, 22/34)
Ayette geçen “mensek” kelimesi, “kurban kesmek ve kurban ibadeti, kurban edilecek zaman ve ibadet edilecek yer” manalarına gelir. Bakara suresinin 196. ayetinde geçen “nüsük” kelimesi de kurban anlamındadır.
KURBAN DİNIN BELİRGİN ÖZELLİKLERİNDEN BİRİDİR
Yüce Allah, her semavi din mensupları için kurban ibadetini meşru kılmış olduğunu şu ayette açıkça beyan etmektedir:
Kurban, Allah’ın dininin nişanelerinden biridir:
وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَائِرِ اللّهِ لَكُمْ فيهَا خَيْرٌ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللّهِ عَلَيْهَا صَوَافَّ فَاِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ كَذلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
“Kurbanlık deve ve sığırları da, sizin için Allah’ın (dininin) nişanelerinden (kurban) kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. O halde onları saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları yere yaslandığı vakit (yani canları çıktığında) onların etlerinden yiyin, kanaat edip istemeyene de, isteyene de yedirin. Böylece onları sizin emrinize verdik ki, şükredesiniz” (Hac, 22/36).
Ayette geçen “büdn” kelimesi; büyük baş hayvanlar demektir. “Şeâir” kelimesi, kurbanın dinin adetlerinden olduğunu ifade eder.
BU GÜNKÜ ŞEKLİYLE KURBAN İBADETİ
Bu günkü şekliyle dinimizdeki kurban ibadeti, Hz. İbrahim (a.s.) ile başlar.
Hz. İbrahim bir oğlu olduğu takdirde onu Allah’a kurban etmeyi adamıştı. Zaman geçip oğulları dünyaya gelmesinden sonra, kendisine bu ahdi rüyasında hatırlatılmış, İbrahim (a.s.) rüyasını, oğlunu kurban etmesi gerektiği şeklinde yorumlamış ve büyük bir imtihan karşısında olduğunu anlamıştı. Hz İbrahim hiç tereddüt göstermeden bu konuyu oğlu Hz. İsmail’e açmış, baba oğul büyük bir teslimiyetle ilâhî emri yerine getirmeye yöneldikleri sırada, yüce Allah, onların bu bağlılıklarına karşılık Hz. İsmail yerine bir koçun kurban edileceğini Cebrail vasıtasıyla kendisine bildirmişti. Bu tarihî olay Kur’ân’ı-Kerimde şöyle haber verilmektedir:
رَبِّ هَبْ لى مِنَ الصَّالِحينَ فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَليمٍ فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْىَ قَالَ يَا بُنَىَّ اِنّى اَرى فِى الْمَنَامِ ْ اَنّى اَذْبَحُكَ فَانْظُر مَاذَا تَرى قَالَ يَا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنى اِنْ شَاءَ اللّهُ مِنَ الصَّابِرينَ فَلَمَّا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبينِوَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَا اِبْرهيمُقَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَا اِنَّا كَذلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنينَ اِنَّ هذَا لَهُوَ الْبَلؤُا الْمُبينُ وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظيمٍ وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى الْاخِرينَ سَلَامٌ عَلى اِبْرهيم كَذلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنينَ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنينَ
“(İbrahim), ‘Ey Rabbim! Bana iyilerden (bir oğul) ihsan et’, dedi. Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik. Oğlu yanında koşacak çağa gelince; ‘Ey oğlum!, Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?’ dedi. (İsmail), ‘Babacığım! Sana ne emrolunuyorsa onu yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın’ dedi. Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) teslim olup. İbrahim de onu yüz üstü yere yatırınca, ona şöyle seslendik: “Ey İbrahim, rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız” “Şüphesiz bu apaçık imtihandır.” (İsmail’e karşılık) büyük bir kurbanlık fidye verdik. Kendisinden sonra gelenler arasında ona güzel bir nam bıraktık. Selam olsun İbrahim’e, ‘İşte biz iyi insanları böyle ödüllendiririz. Çünkü o mü’min kullarımızdandır” (Saffat, 37/100-111).
Diğer bütün ibadetlerde olduğu gibi kurbanda da niyet ve ihlas şarttır.
Kısaca hatırlatalım ki “ihlas”, bir işi, bir ibadeti başka bir şey için değil, sırf Allah rızası için yapmaktır. Kur’an’ı-Kerimde;
لَنْ يَنَالَ اللّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوى مِنْكُمْ…”
“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır’ (Hac,22/37) anlamındaki âyet, bütün ibadetlerin temel şartı olan “ihlas”a vurgu yapmaktadır.
Sevgili peygamberimiz de, bu hususu şöyle ifade etmektedir:
إنما الأعمال بالنيات، وإنما لكل امرىء ما نوى
“Amellerin kıymeti ancak niyetlere göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise, eline geçecek olan ancak odur.”
Kur’ân’da Kurban kesilmesi emredilmektedir: …
فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ “Rabbın için namaz kıl, kurban kes” (Kevser, 108/2).
Bu âyetteki “venhar” emri, “”kurban kes” anlamına geldiği gibi, bunun başka anlamlara da geldiğini söyleyen bilginler bulunmaktadır.Ayetteki emrin sadece Peygamberimize mi, bütün müslümanlara mı yönelik olduğu hususunda da farklı görüşler ortaya konulmuştur.
Kurban ibadetinin kesin dayanağı, konu ile ilgili Peygamberinizin sözleri ve uygulamalarıdır. Kurban ibadeti; hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır. Peygamberimiz (a.s.) bir çok hadisinde kurban kesilmesini teşvik etmektedir:
مَا عَمِلَ آدَمِىٌّ يَوْمَ النَّحْرِ أحَبّ .إلى اللّهِ تَعالى مِنْ إهْرَاقِ الدِّمَ إنَّهَالَتَأتِى يَوْمَ الْقِيَامَةِ بُقُرُونِهَا وَأشْعَارِها وأظﻼَْفِهَا، وَإنَّ الدَّمَ لَيَقَعُ مِنَ اللّهِ تَعالى بِمَكَان قَبْلَ أنْ يَقَعَ في اﻷرْضِ فَطِيبُوا بِهَا نَفْساً َ ٍ
“Ademoğlu kurban bayramı günü, Allah katında kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmaz. Şüphesiz ki kesilen kurban kıyamet günü boynuzları , kılları ve tırnakları ile gelir. Hiç şüphe yok ki kesilen kurban, kanı yere akmadan önce Allah katında kabul görür. Öyleyse gönüllerinizi kurban ile hoş ediniz.”
Peygamberimiz (a.s.) Medine’de 10 yıl ikamet etmiş ve her yıl kurban kesmiştir:
نَحَرَ النَّبىُّ سَبْعَ بَدَنَاتٍ بِيَدِهِ قِيَاماً وَضَحَّى في المدينةِ كَبْشَيْنِ أقْرَنَيْنِ أمْلَحَيْنِ، يَذْبَحُ وَيُكَبِّرُ وَيُسَمَّى وَيَضَعُ رِجْلَهُ عَلى صَفْحَتَهما
Enes (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (a.s.), yedi deveyi kurban olarak eli ile ayakta kesti. Medine’de ise, boynuzlu ve alacalı iki koç kurban etti. Resûlullah (a.s.) keserken tekbir getiriyor, besmele çekiyor ve ayağını hayvanların boyunlarının üzerine koyuyordu”
KURBAN KESMEKLE YÜKÜMLÜ OLANLAR
Kurban kesmekle akıllı, buluğa ermiş ve nisap miktarı para veya servete sahip olan mukim müslümanlar yükümlüdür. İmam-Şâfiî, İmam Malik ve İmam Ahmed b. Hanbel’e göre dinen yolcu sayılan kimseler de kurban kesmekle yükümlüdürler.
Kurban kesmeyi vacip kılan zenginliğin ölçüsü; kişinin aslî ihtiyaçlarının ve borcunun dışında nisap miktarı malının veya parasının bulunmasıdır. Nisap miktarları; beş deve, 30 sığır, 40 koyun-keçi, 80.18 gram altın veya bu değerde para veya ticaret malı, 561 gram gümüş ve 650 kilogram toprak mahsulüdür.
Zekat ile yükümlü olmak için nisap miktarı malın artıcı nitelikte olması ve üzerinde bir yıl geçmesi şart olmasına karşılık, kurban ibadeti ile yükümlü olmak için bu şartlar aranmaz.
KURBAN KESMENİN DİNİ HÜKMÜ
Kurban kesmek İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye göre vacip, İmam Muhammed, İmam Ebu Yusuf, İmam Şafiî, İmam Malik ve İmam Ahmed b. Hanbel’e göre sünnet-i müekkededir. Hükmümün vacip veya sünnet-i müekkede olması, uygulamaya bir etki yapmamaktadır. Her iki görüş sahipleri de gücü yeten kimsenin kurban kesmelerini öngörmektedir. İmkanı olanların kurban kesmeyi terk etmelerine ruhsat vermemişlerdir.
مَنْ كَانَ لَهُ سَعَةٌ، وَلَمْ يُضَحِّ، فَلاَ يَقْرَبَنَّ مُصلانَا
“Kim imkanı olduğu halde kurban kesmezse bizim mescidimize yaklaşmasın” anlamındaki hadis, İmam-ı A’zam’ın bu konudaki görüşünün dayanaklarından biridir.
Hadisin Ebu Hanife’ye delil oluşu şu yoruma dayanmaktadır: “Hadiste yer alan böylesine güçlü bir uyarı, ancak vacip olan bir ibadetin terki konusunda yapılmış olabilir. Kurban vacip olmasaydı terk eden kimse için Hz. Peygamber böyle bir ifadeyi kullanmazdı.”
Ebu Hanife’ye göre kurbanın vacip olduğunun diğer bir delili Peygamberimizin, kurban kesmeyi hiç terk etmemiş olmasıdır.
Ayrıca, Hz. Peygamberin Ebu Bürde’ye namazdan önce kestiği kurbanın yerine bir başkasını kesmesi gerektiğini söylemiş olması da, kurbanın vacip olduğunu gösteren bir delildir. Bu görüşü destekleyen diğer bir delil de Hz. Peygamberin;
مَنْ ﮐﺎﻥ ذَبَحَ مِنْكُمْ قَبْلَ الصلاةِ، فَلْيُعِدْ أُضْحِيَّتَهُ. وَمَنْ لاَ، فَلْيَذْبَحْ عَلَى اسْمِ الله.
“Kim (bayram) namazını kılmadan önce kurbanını kesmişse,yerine bir diğerini kessin. Kurbanını henüz kesmemiş olan da Bismillah diyerek kessin” şeklindeki sözüdür.
Kurbanın müekked sünnet olduğunu söyleyenlerin delilleri ise bu konuda Kur’ân’ı-Kerimde açık bir emrin bulunmaması ve Peygamberimizin bazı sözleridir:
إذا.دخلت العشر وأراد أحدكم أن يضحي، فلا يمس من شعره وبشره شيئا
“Bilinen on gün (Zilhiccenin on günü) girdiği vakit kurban kesmek isteyen kimse, (kurban edeceği hayvanın bedeninden) bir kıl almasın bir tek tırnak kesmesin”.
Bu hadiste Peygamberimiz “kurban kesmek isteyen kimse” ifadesiyle kurban kesmeyi kişinin iradesine bırakmıştır. Bu da kurban kesmenin vacip olmadığını ifade eder.
KURBAN EDİLEBİLECEK HAYVANLAR
Dinen kurban edilebilecek hayvanlar; koyun, keçi, sığır, manda ve devedir. Bunların dışındaki hayvanlardan kurban edilebileceğine dair bir delil yoktur. Bu itibarla, tavuk, kaz, ördek, deve kuşu ve ceylan gibi hayvanların kurban olarak kesilmesi geçerli olmaz.
Kurbanın geçerliliği açısından kurban edilecek hayvanların erkek veya dişi olmaları arasında fark yoktur.
Kurbanlık hayvanlardan koyun veya keçi ancak bir kişi tarafından kurban edilir. Bunun yanında sığır, manda ve deve yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir. Ortakların tek veya çift olmalarında da bir sakınca yoktur.
Ortakların iştirakiyle kesilen kurbanlarda, ortakların hepsi ibadet niyetiyle katılımda bulunmalıdırlar. Ortaklardan biri her hangi bir şekilde kurban niyetiyle değil de, et alma kastıyla kurban kesimine iştirak ederse, bu durumda diğerleri de niyet ettikleri kurbanları kesmiş sayılmazlar.
Koyun ve keçi cinsi hayvanlar, bir yaşını doldurduktan sonra kurban edilebilir. Koyunun, altı ayını tamamladığında, bir yaşını doldurmuş, diğer koyunlar gibi semiz ve gösterişli olanı da kurban edilebilir.
Sığır ve manda cinsinden olan hayvanlar iki yaşını, deve ise beş yaşını doldurduktan sonra kurban olarak kesilebilir.
Kurban edilecek hayvanların niteliklerine gelince; kurban bir ibadet olduğu için kurbanlık hayvanların, kurban olmaya mani kusurları taşımaması gerekir. Bu kusurlar Peygamberimizin hadislerinde
لا يُضحَّى بالعرجاءِ بيِّنٌ ظَلعُها ولا بالعوراءِ بيِّنٌ عورُها ولا بالمريضةِ بيِّنٌ مرضُها ولا بالعجفاءِ التي لا تُنقى.
“Topallığı açıkça belli olan, körlüğü açıkça belli olan, hastalığı açıkça belli olan hasta ve iliği kurumuş derecede zayıf olan hayvanlar kurban edilmez” şeklinde ifadesini bulmuştur.
Diğer taraftan kurban edilecek hayvanın, sağlıklı, azaları tamam ve besili olması, ibadetin gaye ve mahiyetine uygun olduğu gibi, sağlık kurallarına da uygun düşer. Bu hadisin ışığı altında, kurbanlık hayvanın kurban olmasına mani kusurları şöyle ifade edebiliriz.
a) İki veya bir gözü kör,
b)Aşırı derecede zayıf,
c) Yürüyemeyecek derecede kötürüm ve topal,
d) Kulağının ve kuyruğunun üçte birden fazlası kopmuş
e) Dişlerinin yarıdan fazlası dökülmüş
f) Doğuştan kulağı olmayan,
g) Koyun ve keçide bir, sığırda iki memesi kurumuş,
h) Ağır hasta olan hayvanları kurban etmek caiz olmaz.
Bu itibarla kurbanlık satın alırken, kusurlu olup olmadığına dikkat etmek gerekir.
Bununla birlikte, semiz olması için koyunların kuyruklarının usulünce düşürülmesi, boynuzlarının ilaçla düşürülmesi ve hayvan üretimini ve kökenini kontrol etmek için hayvanların kulaklarına delinerek küpe takılması, bu hayvanların kurban edilmelerine engel teşkil etmez . Çünkü zikredilen hayvanın değerini düşürmez.
KURBANIN KESİM ZAMANI
Kurban, bayram namazı kılınan yerlerde, kurban bayramının ilk üç günü bayram namazının kılınmasından sonra, üçüncü günü akşamına kadar olan süre zarfında kesilebilir. Bayram namazı kılınmayan yerlerde ise, aynı süre içinde sabah namazı vaktinden itibaren kurbanlar kesilebilir.
Arefe günü veya bayramın ilk üç gününden sonra kurban kesmek caiz olmaz. Nitekim bir hadiste Hz. Peygamber:
إن أول ما نبدأ به في يومنا هذا أن نصلي، ثم نرجع فننحر، من فعله فقد أصاب سنَّتنا، ومن ذبح قبل فإنما هو لحم قدَّمه لأهله، ليس من النُّسُك في شيء
“Bu günümüzde yapacağımız ilk şey bayram namazını kılmak, sonra (evlerimize) dönüp kurban kesmek olacaktır. Her kim böyle yaparsa sünnetimize uygun iş yapmış olur. Kim (namazdan) önce kurban keserse, o ancak ailesine bir et sunmuş olur. Bu kestiği kurban olmaz” buyurmuşlardır.
Kurbanın rüknü, kurban edilmesi caiz olan hayvanlardan birini kesmek olduğundan, kurbanın bedelinin yoksullara verilmesiyle kurban kesilmiş olmaz. Bu şekilde verilen para sadaka olur.
Dinimizde normal zamanlarda olduğu gibi, kurbanlık hayvanın kesiminde de gerekli şartlara uymak gerekir. Efdal olan kişinin kurbanının bizzat kesmesidir. Peygamberimiz (a.s.), kurbanlarını bizzat kendisi kesmiştir. Bir kimse kurbanını bizzat kesemiyorsa, o zaman ehil birine vekalet vererek kurbanını kestirir. Kendisi de mümkünse orada hazır bulunur.
Kurbanı kesen kimse, kurbanlık hayvana eziyet vermemelidir. Ehil olmayan kişiler kurban kesmemeli ve kesim esnasında hayvana eziyet edilmemelidir..
Kesim esnasında hayvan yere yatırılırken,
اِنّى وَجَّهْتُ وَجْهِىَ لِلَّذى فَطَرَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ حَنيفًا وَمَا اَنَا مِنَ الْمُشْرِكينَ
“Ben hakka yönelen birisi olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim, ben Allah’a ortak koşanlardan (müşriklerden) değilim” (En’am, 6/79).
قُلْ اِنَّ صَلَاتى وَنُسُكى وَمَحْيَاىَ وَمَمَاتى لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمينَ
“ Şüphesiz benim namazım, ibadetim (Kurbanım) hayatım ve ölümüm hep alemlerin rabbı olan Allah içindir” (En’am, 6/162) mealindeki ayetleri okur. Kurban kesen kişi devamla, “Allahuekber Allahuekber, la ilahe illallahu vallahu ekber, Allahuekber velillahi’l-hamd” der, ara vermeden “Bismillahi Allahuekber” diyerek kesimi yapar.
Usulüne göre kesim işlemi, hayvanın yemek ve nefes boruları ile, iki şah damarının kesilmesi ile gerçekleşir. Hayvan henüz ölmeden başını bedeninden ayırmak ve derisini yüzmeye başlamak, uygun bir davranış olmaz. Kurban kesildikten sonra sahibinin iki rekat namaz kılarak şükürde bulunması güzel bir davranış olur.
Deve ve sığır gibi hayvanlar ortaklaşa kurban edildiğinde, etleri ortaklar arasında tahmini olarak değil, tartılarak taksim edilir. Ancak, bir ailenin fertlerinin ortaklaşa kestiği kurbanın etinin bu şekilde taksimi gerekmez. Böyle bir kurban tamamen bir hayır kurumuna verilecekse etinin taksim edilmesi gerekmez.
Kur’an’ı-kerimde kurban eti hakkında,
.فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا.
“…Ondan yeyiniz, yediriniz” buyurulmuştur (Hac,22/36)
Kurban kesmenin maksatlarından biri de, yoksulların evine et girmesini temin etmektir. Bu itibarla, kurban etinin hepsini yoksullara sadaka olarak dağıtmak veya aile efradı için alıkoymak caiz ise de, en uygun olanı kurban etini üçe taksim edip, birini kurban kesemeyen kimselere dağıtmak, bir bölümünü akraba tanıdık ve komşulara ikram etmek, birini de aile için alıkoymaktır. Şayet kurban kesen kimsenin aile fertleri kalabalık ve hali vakti de çok iyi değilse, kurban etini dağıtmadan tamamını çoluk çocuğu için alıkoyabilir.
Kurban, hayatımızda gerek fert, gerekse toplum açısından çeşitli yararlar taşıyan mali ibadetlerimizden biridir. Kişi kurban kesmekle, Allah’ın emirlerine uymuş ve kulluk bilincini muhafaza ettiğini canlı bir şekilde ortaya koymuş olur. Kurban toplumdaki kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar. Sosyal adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunur. Zengine malını Allah rızasına uygun olarak ihtiyaç sahipleriyle paylaşma alışkanlığı verir. Fakirin de bu yardımlaşma vesilesiyle, kendini içinde bulunduğu toplumun bir üyesi olma hissini yaşamasına vesile olur. Diğer taraftan kurban kesmekle sadece nisap miktarı mala sahip olan zenginlerin ve orta tabakanın mükellef oluşu, kesilen kurbanların hastalıklı, sakat, kör ve topal olmamasının istenmesi ve kurbanın etiyle ilgili sünnetteki tavsiyeler göstermektedir ki, dinimiz, kurban kesme emriyle ibadetlerde ihlas,sosyal sorumlulukların bilincinde olmak gibi bir takım manevi, ahlaki ve sosyal maksatlara ulaşmayı da hedeflemiştir.
Kurban kesmekle dinimizin bir emrine uyulmakta, sağlıklı, değerli ve önemli bir mal Allah yolunda feda edilmekte, böylece insanlar, Allahın emrine uyma ve cömert olma alışkanlığını kazanmaktadırlar. Kurban, can da dahil olmak üzere, bir mü’minin yeri geldiğinde bütün varlığını da Allah yolunda feda etmeye hazır ve muktedir olduğunun sembolik bir göstergesidir.
Kurban kesmenin sosyal ve iktisadi açıdan da bir takım faydaları vardır. Kurban bayramı sebebiyle milyonlarca hayvanın kesildiğini ve geniş çapta mal varlığına kıyıldığını ileri sürüp, kurban kesmenin ekonomik bakımdan sakıncalı bir davranış olduğunu iddia edenler olabilir. Ancak kesilen kurbanların dinimizde ifadesini bulan manada değerlendirilmesi, israftan kaçınılması, ihtiyaç sahiplerinin ve çevremizdeki insanların bundan istifade ettirilmesi, sosyal bünyemizde insani ilişkiler bağlamında faydalı neticeler ortaya çıkarmaktadır. Kaldı ki bir sene boyunca zaten insanların gıda ihtiyacını karşılamak için belirli oranda kesim yapılmaktadır.
Kurban ibadetimizin yerine getirilmesiyle, besiciliğin teşvik edildiği, işsizlere iş sahası açıldığı, pazarlara bir hareket geldiği, bu işle uğraşan insanlarımızın belirli bir kazanç elde ettiği de bir gerçektir.
Dinimizin temizliğe ne kadar önem verdiği bilinen bir gerçektir. Müslümanın hayatının her safhasında, dinimizin bu prensibine riayet etmesi gerekir. Kurban kesimi ile ilgili olarak bu prensibi tahakkuk ettirebilmek için, imkanlar oluşturulan yerlerde, kurban kesim işlemleri ilgililerce önceden tespit edilen yerlerde yapılmalıdır. Kurban kesildikten sonra çevre temizliği iyice yapılmalı, yol kenarlarında, insanların ortak kullanım alanlarında, dışarıda, insanlara rahatsızlık verecek hiçbir şey bırakılmamalıdır. Bu husus, kurbanlık hayvana ve kurban ibadetine karşı gösterilecek bir saygının da gereğidir. Bir taraftan kurban ibadetimizi yerine getirirken, diğer taraftan insanlara davranışlarımızla rahatsızlık vermemiz doğru bir davranış olmaz.
SONUÇ
İnsan, yaratılışı gereği kendi Yaratıcısı ile yakınlık kurma ihtiyacı hisseden bir varlıktır. Yüce dinimizde insanın Yaratıcısı ile yakınlık kurmasını sağlayan sayısız yollar vardır. Bütün ilahi dinlerde yer alan ve Allah’a yakınlık sağlamaya vesile olan şey anlamındaki kurban ibadeti de bu yollardan biridir.
Dinimizdeki kurban ibadeti, yüce Allah’a karşı engin ibadet duygusunu bize kazandırır. Kurban, fert ve toplum hayatı açısından çok çeşitli işlevi olan mali bir ibadettir. Bu ibadetimiz, kendisinden hedeflenen insani ve sosyal manalar özümsenerek ifa edilmelidir.
Olgun insan kimliğimizin oluşmasında ve bu özelliğimizin devam ettirilmesinde en önemli unsur dini olgulardır. Böylesine ulvi duygularla mücehhez bireylerin oluşturduğu toplumlar insanlık camiası içinde daha uyumlu, daha paylaşımcı ve hoşgörülü olurlar.

Kurban İbadeti
Yazan Site Yöneticisi .
Toplumda Yardımlaşma ve Dayanışma Ruhunu Canlı Tutan İbadet
Dinî bayramlarımızdan olan Kurban Bayramı’nın arefe ve bayram günleri, İslâm dünyasının en seçkin günleridir. Çünkü arefe günü dünyanın her tarafından gelen hacı adayları; Mekke’deki Arafat alanında toplanarak, Allah’a yönelmekte ve O’ndan af ve bağış dilemektedirler. Oradaki bu manzara, İslâm’ın birlik ve kardeşliğe verdiği önemin bir simgesidir.
Dinî bayramlarımızdan olan Kurban Bayramı’nın arefe ve bayram günleri, İslâm dünyasının en seçkin günleridir. Çünkü arefe günü dünyanın her tarafından gelen hacı adayları; Mekke’deki Arafat alanında toplanarak, Allah’a yönelmekte ve O’ndan af ve bağış dilemektedirler. Oradaki bu manzara, İslâm’ın birlik ve kardeşliğe verdiği önemin bir simgesidir. Diğer taraftan malî bir ibadet olan ve sosyal yardımlaşmayı sağlayan “Kurban” da bu günlerde yerine getirilmektedir.
Sözlükte; yaklaşmak, yakınlık peyda etmek anlamına gelen kurban, dinî terim olarak; ibadet niyetiyle kurban kesme günlerinde, belirlenmiş bir hayvanı Allah rızası için kesmektir. Buna “Udhiyye” de denir.
Mezheplerin çoğuna göre udhiyye kurbanın hükmü sünnettir. Hanefi fıkhında tercih edilen görüş ise bunun vacip olduğudur. Kurban ibadeti, Hicretin ikinci yılında eda edilmeye başlanmış ve Hz. Peygamber de vefatına kadar on yıla yakın bir süre hep Kurban (udhiyye) kesmiştir.(1)
Kurban ibadetinin tarihi oldukça eskidir. Hemen bütün semavî dinlerde kurban kesmek, insanı Allah’a manen yaklaştıran ve ulaştıran bir ibadet sayılmıştır. Biraz önce de belirttiğimiz gibi kurban, “kurbet” yani Allah’a yakınlık manasına gelmektedir.
Hz. Adem’in iki oğlunun kurban kesmelerinin Kur’an-ı Kerim’de söz konusu edilmesi, bu ibadetin ne kadar eskilere gittiğini gösterir. Konu ile ilgili olarak ayette şöyle buyrulmaktadır: “Ey Muhammed! Onlara Adem’in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat! İkisi birer kurban sunmuşlardı da birinin ki kabul edilmiş; diğerinin ki ise kabul edilmemişti…”(2)
İslam’daki kurban ibadetinin Hz. İbrahim ve Hz. İsmail ile de yakın ilgisi vardır. Şöyle ki: Hz. İbrahim, bir oğlu olursa, Allah yolunda onu kurban edeceğini adamıştı. Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra oğulları olmuş, fakat o, adağını unutmuştu. Rüyadakendisini, oğlu İsmail’i kurban ediyor görünce, adağını hatırlamıştı. Konuyu oğlu İsmail’e açmış, oğlu da bu emre büyük bir teslimiyyet göstermişti. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: ”(İsmail) babası İbrahim’le birlikte yürüyüp gezecek çağa gelince: ‘Ey oğulcuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin? Dedi. (İsmail’de): Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse beni sabredenlerden olduğumu göreceksin’ dedi. Böylece ikisi de Allah’a teslimiyyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca, Biz:
-Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın, işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız” diye seslendik. Doğrusu bu apaçık bir deneme idi. Ona, fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik. Sonra gelenler için de ‘İbrahim’e selam olsun’ diye ona iyi bir ün bıraktık. İşte biz iyileri böylece mükafatlandırırız.”(3)
Çok eski zamanlardan beri sürüp gelen kurban geleneği hatta insanları kurban etme inancı Hz. Peygamber’in zamanına kadar devam etmiş, Abdülmuttalip, oğlu, Hz. Muhammed’in babası Abdullah’ı kurban etmeye teşebbüs etmiş, sonra vazgeçmişti. Bundan dolayı Sevgili Peygamberimiz: ”Ben iki kurbanlığın çocuğuyum.” (4) buyurmuştur. Kurban, gerek fert gerekse toplum açısından çeşitli yararlar taşıyan malî bir ibadettir. Kişi kurban kesmekle Allah’ın emrine boyun eğmiş ve kulluk bilincini koruduğunu canlı bir biçimde ortaya koymuş olur. Mü’minler her kurban kesiminde Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail’in Yüce Allah’ın buyruğuna mutlak itaat konusunda verdikleri başarılı sınavın hatırasını tazelemiş ve kendilerinin de benzeri bir itaate hazır olduğunu sembolik davranışla göstermiş olmaktadırlar.
Kurban, toplumda kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar, sosyal adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunur. Özellikle et satın alma imkanı hiç bulunmayan veya çok sınırlı olan yoksulların bulunduğu ortamlarda onun bu rolünü daha belirgin biçimde görmek mümkündür. Zengine malını, Allah’ın rızası, yardımlaşma ve başkalarıyla paylaşma yolunda harcama zevk ve alışkanlığını verir, onu cimrilik hastalığından, dünya malına tutkunluktan kurtarır. Fakirin de varlıklı kullar aracılığıyla Allah’a şükretmesine, dünya nimetinin yeryüzündeki dağılımı konusunda karamsarlık ve düşmanlıktan kendini kurtarmasına ve kendini toplumun bir üyesi olarak hissetmesine vesile olur.
Ramazan Bayramı’nda fıtır sadakası, Kurban Bayramı’nda etle günlük rızık temin etme kaygısından kurtarılan fakirlerin, bir neşe ve sevinme günü olan bayramlara gerçekten ve gönülden katılmaları sağlanmış olur. Allah rızası ve fakirlere et ikramı şartları yerine getirilirse; bundan sonra, kurbanın etinden çoluk-çocuğun yediği kısım içinde insan sevap alır.
Kurban Bayramı sebebiyle milyonlarca hayvanın boğazlandığını ve geniş çapta mal varlığına kıyıldığını ileri sürüp, kurban kesmenin ekonomik bakımdan sakıncalı olduğunu söyleyenler bulunabilir. Ancak, kesilen kurbanların, tırnaklarına varıncaya kadar en küçük parçasını zayi etmemek pekala mümkündür, genellikle böyle de olmaktadır. Ayrıca, kurbanların kesildiği ayda kasapların kestikleri hayvanların sayılarında bir azalma olmaktadır. Zenginler her zaman et yediklerinden, kurban kesimi suretiyle et tüketiminde meydana gelen artış, daha ziyade, ya hiç et yüzü görmeyen fakirler veya yeterince et yiyemeyen orta tabaka lehinde olmaktadır. Zaten meselenin sosyal adalet ve yardımlaşma cephesi de budur.
Diğer taraftan, kurban kesme geleneğinin, besiciliği teşvik ettiği, işsizlere iş sahası açtığı, pazarlara hareket getirdiği, zenginlere kurban satan fakirlerin ve orta hallilerin durumlarının iyileştiği bir gerçektir.
Tekbir getirilerek kurban kesenlerle hacılar arasında bir benzerlik vardır. Mekke’ye gidemeyenler, bu suretle hacıların ulvî duygularına ortak olurlar, aynı hayatın bir örneğini yaşarlar.
Kur’an-ı Kerim’de: “Onların (kesilen kurbanların) ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece (iyi duygu ve niyetiniz) ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı, Allah’ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele.”(5) buyurulmaktadır. Buna göre kurban ibadetinde önemli olan, sadece kanı akıtmak veya et yemek yahut da dinî bir geleneği yerine getirnek değil, Allah rızası için maksadı ve hikmeti tahakkuk ettirecek şekilde kurban kesmektir.(6) Kesim işlemi tamamlandıktan sonra çevre temizliğinin iyice yapılması, hayvanın artan parçalarının toprağa derince gömülmesi, mümkün olduğu ölçüde dışarıda hiçbir parçanın bırakılmaması gerekir. Bu husus, kurbanlık hayvana ve kurban ibadetine karşı gösterilecek saygının bir gereği olduğu gibi, özellikle büyük şehirlerde ve kalabalık yerleşim birimlerinde sağlık kuralları ve çevre temizliği açısından da son derece önemlidir.Kurban kesmenin ve etini ihtiyaç sahiblerine dağıtmanın ecrini, çevre kirliliği meydana getirerek ve kul haklarını ihlal ederek azaltmamak gerekir.
Kurban bayramına yaklaştığımız şu günlerde, halkımızdan, kurban ile ilgili pek çok soru gelmektedir. Bunlardan önemli gördüğümüz bazı sorularla, bunların cevaplarını burada zikretmek istiyorum.
Kurban kesme yükümlülüğünün şartları nelerdir?
Bir kimsenin kurban kesmekle yükümlü sayılması için bulunması gereken şartlara vucub şartları denilir. Kurban kesmenin sünnet olduğunu söyleyenlere göre ise bunlar sünnet oluşun şartlarıdır. Bir kimsenin kurban kesmekle yükümlü olabilmesi için şu şartlar aranır:
a) Müslüman olmak
b) Akıllı ve ergenlik çağına girmiş olmak
c) Yolcu olmamak, yani mukim olmak
d) Dinen zengin olmak.
Buradaki zenginlikten maksat; kişinin temel ihtiyaçlarından başka 80.18 gr. altın veya bunun kıymetinde mal veya paraya sahip olması demektir. Zekattaki zenginlik ölçüsü ile, kurbandaki zenginlik ölçüsü aynı olmakla beraber, zekatta olduğu üzere, malın artıcı olması şart olmadığı gibi, üzerinden bir yıl geçmiş olması da gerekmez. Daha önce fakir iken, kurban kesme günlerinde, biraz önce bahsedilen zenginlik ölçüsüne ulaşan kimse, kurban kesmekle yükümlü olur.
Ailede bir kişinin kurban kesmesi yeterli mi? yoksa tüm aile fertlerinin kurban kesmesi gerekir mi?
İslâm dininde; ailede “mal birliği değil”, “mal ayrılığı” prensibi vardır. Yani bir aile içinde de olsa, herkesin malı kendisine aittir. Bir kimse, babasının, eşinin veya oğlunun servetiyle zengin sayılamaz. Baba fakir olduğu halde oğlu; koca fakir olduğu halde karısı zengin olabilir. Bu bakımdan, aile içinde, diğer şartlarla beraber kimler dinen zengin sayılırsa, sadece onlar kurban kesmekle yükümlü olurlar. Hepsi zengin sayılırsa, her birinin, ayrı ayrı kurban kesmesi gerekir. Aile içinde zengin sayılan kimse yoksa, hiç biri kurban kesmekle yükümlü olmaz.
Hangi hayvanlardan kurban olur ve kurbanlık hayvanda bulunması gereken özellikler nelerdir?
Kurban; koyun, keçi, sığır, manda ve deveden olur. Bu hayvanların erkekleri kurban edilebileceği gibi, dişileri de kurban edilebilir. Bunlardan devenin beş, sığır ile mandanın iki, koyun ile keçinin bir yaşını doldunnuş olmaları gerekir. Ancak, koyunun semizlik ve gösteriş olarak bir yaşındakilerle aynı olması halinde altı ayını tamamladıktan sonra kurban edilebilir. Tavuk, kaz, ördek, deve kuşu, ceylan gibi hayvanların kurban olarak kesilmesi geçerli değildir. Koyun ve keçi sadece bir kişi için; deve, sığır ve manda ise yedi kişiyi aşmamak üzere ortaklaşa kurban olarak kesilebilir. Yedi kişiyi geçmemek şartıyla , ortakların tek veya çift olmalarında bir fark yoktur.
Bir hayvanın kurban olmasına engel olan kusurlar nelerdir?
Kurbanlık hayvanın, kurban olmaya engel bir kusurunun bulunmaması gerekir. Kurban edilecek hayvanın sağlıklı, düzgün, azaları tamam, besili olması hem ibadetin gaye ve mahiyetine, hem de sağlık kurallarına uygun düşer. Kötürüm derecesinde hasta, zayıf ve düşkün, bazı azaları eksik, mesela bir veya iki gözü kör, kulakları ve boynuzları kökünden kesilmiş, dili kesik, dişlerinin tamamı veya çoğu dökülmüş, kuyruğu ve memesi kesik hayvanlar kurban olmaz. Ancak hayvanın doğuştan boynuzsuz, şaşı, topal, biraz hasta, bir kulağı delinmiş veya yırtılmış olmasında kurban açısından bir sakınca yoktur.
Kurbanlık hayvanın canlı olarak tartılıp kilogram fiatı üzerinden anlaşarak veya kesildikten sonra eti tartılarak fiyatının belirlenmesi ile satın almak caiz midir?
Tane hesabı ile satın alınan hayvanın kurban edilmesi caiz olduğu gibi; alıcı ve satıcı arasında, sonunda anlaşmazlık çıkmamak şartı ile, bedeli kesildikten sonra, etinin beher kilosu için taraflarca önceden belirlenen fiyattan ödenmek üzere satın alınan hayvanın kurban olarak kesilmesi; yine, canlı olarak tartılıp beher kilosu için takdir edilen bedel karşılığında satın alınan hayvanın kurban edilmesi de caizdir. Kurbanlık hayvanın taksitle veya visa kartı ile satın alınmasında da bir sakınca yoktur.
Kişinin kurbanını bizzat kendisinin kesmesi veya kesilirken başında bulunması gerekir mi? Bu iş için bir kimseyi ya da resmi veya özel bir hayır kurumunu vekil edebilir mi?
Kurban kesmekle yükümlü olan kişinin, keseceği kurbanı bizzat satın alması, kendisinin kesmesi veya kesilirken yanında bulunması -kurbanın sahih olması için-gerekli değildir. Bunlar vekalet yoluyla da yapılabilir. Çünkü kurban malî bir ibadettir. Malî ibadetlerde vekalet caizdir. Hiçbir mazeret olmadan da, kişi kendi adına kurbanını satın alıp kesmek üzere güvendiği bir kimseyi vekil tayin edebilir. Vekil, hakiki şahıs olabileceği gibi, hükmî şahıs, yani özel veya resmi bir kuruluş da olabilir. Buna göre, yurtiçinde veya yurtdışında bulunan kimselerden, isteyenlerin, önceden bedelini ödeyerek, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı’nın müşterek organizesiyle, vekaleten kurbanlarını kestirmeleri ve bu kurbanların etlerinin yurtiçi veya yurtdışındaki muhtaç dindaş ve soydaşlara ulaştırılması dinen caizdir.
Kadın Ve Ehl-i Kitap, Kurbanlık Hayvanı Kesebilir mi? Ve Kestikleri Yenir mi?
Bir müslümanın, erkek olsun kadın olsun usulüne uygun olarak kestiği hayvanların eti yenir. Yine ehl-i kitap olan, yani peygamberlerden ve semavi kitaplardan birine inanmış olan (Yahudi, Hıristiyan) ların kestikleri hayvanların etleri de yenir. Bu bakımdan, müslüman bir kadının yahut ehl-i kitap kadın veya erkeğin kurbanlık hayvanı kesmesi caizdir. Bunların kestikleri kurbanın eti de yenir. Ancak, kurban, bir ibadet olduğundan -imkan varsa- onu müslümanın kesmesi daha uygun olur.
Kurban etinden, müslüman olan komşulara hediye etmek caiz olduğu gibi, müslüman olmayan komşulara da vermek caizdir.
Kurbanın derisi satılabilir mi?
Kurbanın derisini seccade veya evde kullanılacak bir şey yapmak caiz olduğu gibi, bir fakire veya hayır işlerine hizmet eden bir kuruluşa vermek de caizdir. Kurbanın derisi, kurbanın bir parçası olduğundan, satılması caiz olmadığı gibi, kurbanı kesene kasap ücreti olarak verilmesi de uygun değildir.
Ölü kurbanı diye bir şey var mıdır?
Bilindiği gibi, ölen bir kimsenin dini yükümlülükleri sona erer. Bu itibarla ölü kurbanı diye bir şey söz konusu değildir. Ancak, bir kimse, ölmüş bulunan anne veya babasına yahut diğer yakınlarına sevabını bağışlamak üzere, çeşitli hayır kurumlarına, fakir ve muhtaç kişilere yardımda bulunabileceği gibi, kurbanda kesebilir. Ölen kimsenin kendisi için kurban kesilmesine dair vasiyyeti yoksa, bu kurban etini fakirler yiyebileceği gibi, kurban kesen kimse ve zenginler de yiyebilir. Ölenin vasiyyeti varsa, tamamen fakirlere yedirilmesi veya dağıtılması gerekir. Böyle bir kurbanın etinden kurban kesen mirascılar ve dinen zengin sayılanlar yiyemezler. Ölen kimsenin vasiyyeti olmaksızın, sevabı onun ruhuna bağışlanmak üzere kesilen kurbanın herhangi bir zamanda kesilmesi caiz ise de, kurban kesme günlerinde kesilmesi daha faziletli ve daha sevaplıdır. Ölenin vasiyyeti gereğince kesilen kurban ise ancak, kurban kesme günlerinde kesilir. Vasiyyeti yoksa ölen kimse için mirascılarının kurban kesmesi gerekmez.
Teşrik tekbirleri nedir? Kurban kesmeyenlerde teşrik tekbirlerini getirir mi?
Bilindiği üzere kurban bayramı, kamerî aylardan Zilhicce’nin onuncu günü başlar ve dört gün devam eder. Bayramın dört gününe, Arefe günü de ilave edilince bu beş güne ”Eyyamı Teşrik” denilir ki, ”Tekbir Günleri” demektir. Bu tekbirlere de ”Teşrik Tekbirleri” denir. Teşrik tekbiri farz namazların peşinden şöyle alınır: “Allahu Ekber, Allahu Ekber, La İlahe İllallahu vallahu Ekber, Allahu Ekber Velillahilhamd” Arefe gününün sabah namazından itibaren bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar yirmiüç vakit farz namazlarının peşinden, selamdan sonra bu tekbiri; bir defa getirmek vaciptir.
İster cemaatle, ister yalnız başına namaz kılan, kurban kesen veya kesmeyen yolcu olan veya olmayan kadın-erkeğin, farz olan her namazın peşinden Teşrik tekbirlerini getirmeleri gerekir.
Kurban Bayramını idrak etmek üzereyiz. Bu bakımdan biraz da Bayramların dinî ve millî hayatımızdaki öneminden bahsetmek yerinde olur.
Ötedenberi her toplumun ve din mensuplarının bayramları olagelmiştir. Bayram, neşe ve sevinç günü demektir. Belli günlerde, süslenmek, neşelenmek ve eğlenmek suretiyle dinlenmek, sıkıntıları atarak rahatlamak, üzüntüleri bırakıp topluca hoş vakit geçirmek bir ihtiyaçtır.
Bayramların millî ve dinî duyguların, inanışların pekişmesi, taze ve canlı tutulması fonksiyonu yanında, toplumun birlik ve beraberliğini sağlamada ve bunun bireylerin bilincinde yer etmesinde de büyük önemi vardır. Gerçekten dinî bayramlar, insanlar arasında kaynaşmanın, dostlukları ve ahbaplıkları ilerletmenin bir yolu olarak belli bir öneme sahip oldukları gibi, dinî his ve şuurun sosyal boyutta tazelenmesinin de bir vesilesidir.
Bayramlar, sosyal dayanışma ve barış şuurunun fertlere kuvvetle hakim olduğu günlerdir. Dargınların kucaklaşması, aralarında kin ve nefret bulunan kabile, aile ve şahısların, düşmanlık ve husumet duygularının sevgiye dönüşmesi, küçüklerin büyüklere saygı, büyüklerin küçüklere sevgi göstermesi, hastaların ziyaret edilmeleri, verilecek küçük hediyelerle çocukların gönüllerinin alınması, hısım ve akrabanın bir kere daha yeniden kaynaşması, genellikle bayram günlerinde mümkün olmaktadır.
Hz. Peygamber Medine’ye hicret ettiklerinde, Medinelilerin eğlendikleri iki günleri vardı. Hz. Peygamber: “Bu günler nedir? Diye sorduğunda Medineliler: Biz cahiliyetten beri bu günlerde eğleniriz” dediler. Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz: “Allah size, o iki gün yerine daha hayırlı iki bayram vermiştir.” (7) buyurmuştur. O günden beri kutlanagelen bu iki bayram, müslüman milletlerin aynı zamanda millî bayramları yerine de geçmiştir.
Bayram günleri mutlak ve halis ibadet günü olmadığı gibi, katıksız eğlenme günü de değildir. Bu iki hususu bir arada toplayan günlerdir. Bayramları, ibadet ve taatten tecrit edip, sadece oyun, eğlence, zevk ve safâ günü olarak anlamak yanlış olduğu gibi, meşru oyunlardan ve mübah eğlencelerden tecrit edip, sırf bir ibadet ve taat günü olarak anlamak da hatalıdır. Çünkü insanın manevî varlığı yanında, maddî varlığının da beslenmeye ihtiyacı vardır. İbadet ve taatlarla ruh ve kalp gibi manevî varlığımız tatmin edildiği gibi çeşitli ikram ve ziyafetlerle, belli ölçüler içinde yapılan meşru oyun ve eğlencelerle de maddî varlığımız tatmin edilmiş olur. Meşru sınırlar içinde yapılan oyun ve eğlenceler, bayramların özünde mevcuttur. Nitekim Hz. Peygamber, bir bayram günü habeşliler tarafından oynanan kalkan ve mızrak oyununu Hz. Aişe ile birlikte seyretmiş; yine Hz. Aişe’nin hane-i saadette muğanniye kızlara bazı ezgiler söyletmesine ses çıkarmamıştır.(8) Ancak şurası unutulmamalıdır ki, herşeyin ifradı olduğu gibi oyun ve eğlencenin de ifradı iyi değildir. Bu sebeple oyun ve eğlence konusunda ölçülü hareket etmek, meşruiyet ve cevaz sınırlarına dikkatle riayet etmek gerekir. (9)
Bayram günlerinde annemizin-babamızın ellerini öpüp hayır dualarını almalıyız. Kur’an-ı Kerim’de, Yüce Allah’a ibadetten sonra, anne-babaya saygı ve iyilik emredilmiş, onlara karşı ”öf ” bile demek yasaklanmıştır. (10) Akraba ve komşularla tebrikleşerek karşılıklı sevgi ve saygı duygularımızı aktarmalıyız. Karşılaştığımız herkese selam vermeli, tanıdığımız ve tanımadığımız kimselerin bayramını kutlamalıyız. Tanıdıklarımızı ziyaret ederek, hatırlarını sormalı ve gönüllerini almalıyız. Hastahanelerde ve evlerde yatan hastaları görmeli, şifa dileklerimizi sunmalıyız. Yetimlerin ve kimsesiz çocukların başlarını okşamalı, onlara anne ve baba gibi davranmalıyız. Çevremizdeki yoksullara ve bakıma muhtaç çocuklara yardım ellerimizi uzatmalı, onların da bayram sevinci yaşamalarını sağlamalıyız. Bizden dua bekleyen ölülerimizin mezarlarına giderek ruhlarını şâd etmeliyiz. Tanıdıklarımızdan dargın olanları barıştırmaya çalışmalı ve aralarını bulmalıyız. Çocuklara hediyeler dağıtmalı ve onları sevindirmeliyiz. Her zaman olduğu gibi, bayram günlerinde de yüce dinimizin emrettiği şekilde çevremizdeki insanlara iyi davranmalı, incitici ve zarar verici davranışlardan sakınmalıyız. Bütün bunlar, toplum fertlerini birbiriyle kaynaştırarak millî birlik ve beraberliğin sağlanmasında; devleti ve milleti rahatsız eden ayrılık ve düşmanlıkların bertaraf edilmesinde etkili olan hususlardır.
1- Bkz. Tirmizî, Edâhî, 11, Hadis No: 1507.
2- Mâide, 27.
3- Saffât, 102-110.
4- Aclûni, Keşfül-Hafâ, c. 1, s. 109.
5- Hac, 37.
6-Prof. Dr. Süleyman ULUDAĞ, İslâm’da Emir ve Yasakların Hikmeti, TDV Yayını, s. 99, 100, 101.
7- Ebû Dâvûd, Sâlât, 245; Nesâî, Sâlâtü’l-İdeyn, 1; Tecrîd-i Sarih Tercemesi, c. 3, s. 157.
8- Bkz. Buhârî, İdeyn, 3; Müslim, İdeyn, 16.
9- ULUDAĞ; a.g.e, s. 101, 102, 103.
10- İsrâ, 23.
Kurban

Sözlük anlamıyla “yaklaşmak, Allah’a yakınlık vesilesi” demektir. Dinî terim olarak, “ibadet maksadıyla belirli vakitte, belirli şartları taşıyan hayvanın, usulünce boğazlanması” demektir. Kurbanın dinî bir hüküm oluşu, Kitab, Sünnet ve İcmâ-i ümmet ile sâbittir. Hanefîlerin tercihli görüşüne göre vacib olan Kurban, Şafiî, Malikî ve Hanbelîlere göre müekked (kuvvetli) sünnettir.

Kurban Kimlere Vacib?

İlmihal ve fıkıh kitaplarımızda kurbanın vücubiyetinin şartları olarak zikredilen ve kurban ibadetiyle yükümlü olmanın şartları şunlardır:

1- Müslüman olmak. Müslüman olmayan için kurban anlamsızdır.

2- Akıllı ve ergenlik çağında olmak. Hanefîlerde tercih edilen hükme göre ve Şafiîlerde, akıllı ve büluğ çağında olmayan kişi zengin olsa da, onlar için kurban kesmek gerekli değildir.

3- Müsafir olmayıp mukim olmak. Hanefîlere göre seferî durumundaki kişiye kurban vacib değildir, fakat müstehab olarak kesebilir. Diğer üç mezhebde ise, seferî kişiler içinde kurban kesmek, mukim kimselerde olduğu gibi sünnettir.

Ancak Malikîlere göre, hac vazifesiyle meşgul kimseye ayrıca kurban gerekmez. Hanefîlerde ise hac görevini yapan kişi, eğer Mekke’de en az onbeş gün ikamete kararlı ise, onun için ayrıca kurban da gerekir.(1)

4- Yeterli mali imkana sahip olmak. Kurban için yeterli zenginlik, kişinin borçları ve temel ihtiyaçları dışında, bayram günlerinde 20 miskal (85 gr) kadar altın veya bu değerde para ve mal varlığına sahip olmaktır. Bu da fıtır sadakası için gereken zenginlik ölçüsü, nisab miktarıdır. Bunda, zekat nisabı gibi üzerinden bir yıl geçme şartı aranmaz.

Şafiî mezhebinde ise, kurban için zenginlik şartı yoktur. Bayram günlerinde aslî ihtiyaçları dışında, bir kurbanlık alabilecek imkana sahip olan için kurban kesmek sünnettir. Ancak gerek Hanefîlerde gerek Şafiîlerde, gerekli imkana sahip olmayan kimsenin, zorlama ve borçlanmayla kurbanlık almasının gereği yoktur.

Hanefî mezhebinde, zenginlik sınırına ulaşmamış kişinin kestiği kurbanın adak yerine geçeceği ve etinden yiyemeyeceği şeklinde bir görüş varsa da, tercih edilen asıl görüşe göre, özellikle adak niyetiyle almadıkça, fakir de kestiği kurbanın etinden yiyebilir.

Kurbanın Geçerlilik Şartları

1- Kurbanlık hayvanın cinsi ve yaşı. Kurban yapılması caiz olan hayvanlar; koyun, keçi, sığır, manda ve devedir. Kısacası davar, sığır ve deve cinsidir. Bunların erkeği ve dişisi farketmez. Kurbanlık davarların en az bir yaşını doldurmuş olması gerekir. (Fakat Şafiîlere göre, keçinin iki yaşını doldurması lazımdır.)

Sığırların iki yaşını doldurması, develerin ise beş yaşını bitirmesi gerekir. Burada yaş ölçüsü Kamerî yıla göre, yani 354 güne göre hesaplanır.

Koyun ve keçi bir kişi için kurban olabilir. Sığır ve deve ise en çok yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir. Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezheblerine göre, eğer aile içinde olursa bir davar veya sığır, kişi sayısına bakılmaksızın, bütün bir aile halkı için kurban edilebilir.(2)

2- Kurbanlık hayvanın kusurlu olmaması. Bir veya iki gözü kör, yürümeyecek kadar topal, aşırı derecede zayıf veya hasta hayvanlardan kurban olmaz. Kulağının çoğu kesik, boynuzu kökten kırık, dişlerinin çoğu dökülmüş, kuyruğunun çoğu kesilmiş, doğuştan kulaksız veya kuyruksuz hayvanlar da kurban olmaz.

Kendisine kurban vacib olmayan fakir veya müsafir kimseler için, bu kusurlar kurbana engel değildir.

3- Kurbanın özel vaktinde kesilmesi. Kurban kesme vakti, Kurban bayramının birinci günü bayram namazından sonra başlar, üçüncü günü akşamına kadar sürer. Şafiîlere göre dördüncü günü sonuna kadardır.

Vaktinde kurbanını kesemeyen kimse, mevcutsa aynı hayvanı, kaybolmuşsa değerini, satın alınmamışsa bir koyun bedelini tasadduk eder.

4- Kurban niyetiyle kesim yapılmış olması. Kurban yapanın niyetinin et değil, kurban olması şarttır. Kurbanlık bir sığıra vacib veya müstehab olarak ortak olanlardan birinin niyeti et olsa, yahut biri İslâm dışı olsa, Hanefilere göre bütün hisseler sadece et olur, kurban olmaktan çıkar.

Şafiîlere göre ise, böyle bir ortaklıkta niyeti kurban olanların hissesi, kurban olarak sahih olur.(3)

Kurbanın Kesim Şekli

Kurban kesmenin rüknü, yani olmazsa olmaz unsuru, kurbanlık hayvanın Allah rızası için kesilip kanının akıtılmasıdır. Kesilecek davar veya sığırın bir arka ayağı boşta bırakılarak, üç ayağı bağlanır; sol yanı üzerine, yüzü kıbleye karşı yatırılır ki, bu sünnettir. Kurbanı sahibinin kesmesi daha uygundur. Olmazsa kesim vekâletini alan biri keser.

Kesimi yapan kimse tekbirler aldıktan sonra “Bismillahi Allahu ekber” diyerek kesimi tamamlar. Canı çıktıktan sonra hayvanın derisi yüzülür. Hanefîlere göre kesimde Besmele farzdır ve kasten terkedilirse onun eti yenmez. Şafiîlere göre ise bu Besmele sünnettir, terkinden dolayı hayvanın eti haram olmaz. Hayvanı kesen müslümanın erkek veya kadın olması farketmez. Mürted ve dinsizlerin kestiği hayvanın eti yenmez.

Kurbanın Eti ve Derisi

Adak hükmünde olmayan kurban etinden herkes yiyebilir. Doğan çocuk için müstehab olarak kesilen “akîka” kurbanı da böyledir. Adak kurbanı olursa, etinin tamamen fakirlere dağıtılması gerekir.

Kurban etinin bir kısmını sahibinin kendine ayırması, bir kısmını muhtaçlara vermesi ve diğer kısmını da komşu ve yakınlarına vermesi müstehabdır. Etinin ve derisinin sahibi tarafından satılması mekruhtur. Derisi ihtiyaç olarak kullanılabilir. En iyisi, ibadet maksadına uygun yerlere sadaka olarak verilmesidir.

(1) Kâsanî, Bedâiu’s-Sanâi, 5/63; Şürünbilâlî, Haşiyetü’d-Dürer, 1/265.
(2) Vehbe Zuhaylî, İslâm Fıkhı Ansiklopedisi (Terc.), 4/410.
(3) Hatib Şerbînî, Muğni’l-Muhtac (Beyrut-1997), 4/380.

Semerkand Dergisi
MArt 2000 Sayısı
Yusuf ÖZCAN

ALINTIDIR

Filed under: Hadis, İlmihal, İslami Sorular ve Cevaplar, Kıssalar, Sohbetler · Tags: , , , ,

Emrullah Karahan diyor ki:

Teşekkürler güzel bir makale olmuş : )

Recent Comments